Okul bahçesinin duvarlarına tünerdik Telgraf kuşları misali, her birimiz Karışırdık erkek kız demeden Ve bilgimizle yarışırdık Kim iyi not alacak kimyadan biyolojiden…
Eğrelti otlarının yaşamıydı konumuz bazen Bazen terliksi hayvanlar, geçerdik dalgamızı Sıra edebiyata ve Otuzbeş yaş şiirine gelince Genç olmanın keyfini sürerdik Neriman öğretmene nazire Bir de sigaraya alışmıştık, okul müdüründen gizlice…
Aslında yoktu cepte sigaraya verecek harçlık Kimi çocukların durumu iyiydi, yapardık otlakçılık Bir erkek bir kız bir arada görseler hemen derlerdi Bu oğlan vallah-billâh bu kıza âşık…
Hani muhakkak olmuştur öyleleri belkide Ben görmedim okul arkadaşıyla evleneni yine de Konuşurduk hep havadan sudan, kızlı erkekli Döner dolaşır söz memleket meselelerine gelirdi Kimimiz sağcı olurduk, kimimiz solcu İki lafla kurtarırdık memleketi, kaçardı ipin ucu…
Hiç düşünmemişiz o zamanlar ne olduğunu aşkın El ele tutuşan iki kişi görsek, bakardık şaşkın şaşkın Bizim kötü alışkanlığımız, iyi bir insan olarak yetişmek gayesiydi Bir de babamızın bize verdiği emeği heba etmeden mektebi bitirmekti İşte böylece geçip gitti yıllar, bize kalan şimdi elde sıfırlar…
Her şeye rağmen, ayrılmadık Atatürk’ün izinden Bizimkisi Memleket ve Bayrak Aşkıymış, öğrendik öğretmenimizden İnsandık elbette kişisel duygularımızda olacaktı bir zaman Vazgeçmiştik, insanlık için dünümüzden ve bu günümüzden Yaşansa da yaşanmasa da, aşk’ı öğrendiğimizde Çok geç olmuştu ve artık biz aşka âşık olmuştuk...
Bir pencere açılır seyre dalardı gözlerim, Uzaktan uzağa şekiller çizer, Sevdiğim imgelerle süslerdim yüzünü, İçimde bir heyecan, hep sana gelmek Hep seni yazmak isterdim...
Saklamazdım, dostça sevdiğimi hep söylerdim, Seviyorum demek yetmezdi, yetmemeliydi, Göstermeliydim sevgimi ve görmeliydim sevildiğimi, Yürek çırpıntıları olmalıydı mutlaka, Coşku, heyecan ve duygulu bir fırtına…
Kapandığında perde merak edilirken arkasındaki silüet, Resimler ayan beyan çıkınca ortaya, Kayboldu gizemler, bitti perdedeki gölgeye ilgiler. Sıradanlaştı bütün sohbetler, azaldı merhabalar ve Gözümü açtığım anda gördüğüm turuncu satırlar…
Meşguliyetlerde iyiden iyiye artmıştı hani, Alnımıza kader diye yazılan bir kelam, Tarafından verilecek bir selam yeterdi oysa. Hatta selam vermek lütuftan sayıldı, Dost olarak taçlandırdığımız sevgi masalı, Neden bu kadar çabuk ve hazin sonlandı?
Hani soruyorsun ya, Seni sevdiğimi, biliyorsun değilmi? Diye. Sevdiğimi bilmezsen, iyi olamazsın diyorsun ya, Belki doğru ama sıradanlaşmayı önleyemedi yinede, Şairin dediği gibi “Şimdi Sende Herkes Gibisin” İyi olmasam bile, sen merak etme beni, Artık baş etmeyi biliyorum duygularımla, Kısacası hayattayım, Sen olmayınca ölmüyorum bilesin.…
sana uğrasam derken deniz kıyısındayım, uğuldaşır dalgalar karaya vurmuş bir gemi bir iki de sandal gördüm kumsalda tek başına, aynı ben gibi…
içinde sen vardın şüphesiz bir de başka bir adam onu hiç görmedim tanımıyorum ama sen yanında olduğuna göre referans çok sağlam…
hadi; buyur etsenize, ne bakıyorsunuz yüzüme ne var kadehlerinizde ben bir çay alayım demlice şu saatte başka şey kesmez de…
sabahçı barınakları neye benzer neler yaşanır içinde, nasıl hüzünler değildir mutlaka et yada kemikten yürekler vardır, kimi durgun kimi birilerine dargın asıl yuvasını terk eyleyen…
biliyorum sizler muhabbet için kısa anlarla oradasınız bakmayın bana, hatta bel bağlamayın deli poyrazlar gibiyimdir her gün doğumlarında başka batımında başka eserim…
biraz nazlıcayımdır hani dilimde sivridir sevdim mi tam severim ya ah bir sevebilsem yani aşık olma cinsinden…
işte yine ben konuştum sessizce dinledin sen zaten bu muhabbet de tam bana uyan cinsinden biraz soluklanıp çayları tazeleyelim istersen…
olmuyor ki şiir baba gidenin yerine asla kimse konmuyor severim elbette insanları ne düşmanlığım olacak ki hem içinde sevgi barındırmayan sayılır mı insandan…
Sevgide güneş gibi ol,
dostluk ve kardeşlikte
akarsu gibi ol,
hataları örtmede gece gibi ol,
tevazuda toprak gibi ol,
öfkede ölü gibi ol,
her ne olursan ol,
ya olduğun gibi görün,
ya göründügün gibi ol